HEMEN ARA: +905309118133

Blog

Sakarya avukat, Sakarya boşanma avukatı, Sakarya ceza avukatı, Sakarya icra avukatı ve Adapazarı avukat, Adapazarı boşanma avukatı

Anlaşmalı Boşanma

Anlaşmalı boşanma konusunda Türk Medeni Kanununda ayrı bir başlık altında düzenleme yapılmamıştır. Ancak uygulamada sıklıkla boşanma davası türleri; anlaşmalı veya çekişmeli boşanma olarak adlandırılmaktadır. Eskiye nazaran günümüzde gerçekleşen bu tür çoğunlukla anlaşmalı boşanma davaları olarak yürütülmektedir. Her ne kadar anlaşmalı olarak tabir edilmiş olsa da bir takım hukuki süreçlere tabi olması, taraflara boşanmak konusunda çeşitli yükümlülükler yüklemesi nedeniyle önem arz eden bir konudur. Bu yazımızda başta anlaşmalı boşanma konusunda detaylı bilgi vereceğimiz gibi ayrıca; boşanma protokolü, anlaşmalı boşanma şartları, anlaşmalı boşanma davasının açılması gibi konularında bilgi vereceğiz.

ANLASMALI BOSANMA

Anlaşmalı Boşanma Nedir

Boşanma konusunda aralarında herhangi bir uyuşmazlığın olmadığı durumlarda geçerlilik kazanmaktadır. Özetle; Evlilik birlikteliğini karşılıklı olarak sonlandırmak isteyen eşlerin, velayet, nafaka ya da boşanma sonrası mal paylaşımı konularında uzlaşma sağlamaları anlamına gelmektedir. Eşler arasında evlilik ile alakalı herhangi bir uyuşmazlığın varlığı halinde boşanma davasının anlaşmalı olarak açılması mümkün değildir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü

Boşanma protokolleri; boşanma davalarında oldukça önemli bir yere sahiptir. Şöyle ki; boşanma davasında görülebilecek olan tüm uyuşmazlıklar bu protokol ile sağlanmaktadır. Bu nedenle gerek boşanma davalarının kısa sürede sonuçlanması, gerekse eşlerin boşanma sonrası haklarının güvence altına alınması açısından anlaşmalı boşanma protokollerinin düzenlenmesi gerekmektedir. Bu protokoller noterler aracılığı ile düzenleme şeklinde veya onaylama şeklinde oluşturulabilmektedir. Boşanma protokolleri içermiş olduğu hukuki bilgiler nedeniyle; boşanma avukatı vasıtasıyla hazırlanması gerekmektedir.

Anlaşmalı Boşanma Şartları

Anlaşmalı boşanma şartları konusunda Türk Medeni Kanunu çerçevesinde bir sıralama yapmak gerekirse özetle;

  1. Evlilik birliğinin en az bir yıl süre ile devam etmiş olması
  2. Boşanma konusunda her iki eşin birlikte dava açması veya bir eşin açmış olduğu boşanma davasını diğer eşin kabul etmesi
  3. Eşler arasında usulünce düzenlenen protokolde belirtilen hususların hâkim huzurunda tekrarlanması
  4. Eşler arasında evlilik birliğine dayalı olarak herhangi bir uyuşmazlığın bulunmaması gerekmektedir.

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI

Gerek çekişmeli boşanma davalarında gerekse anlaşmalı boşanma davalarında davanın açılması veya duruşmaların yapılması konusunda herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Boşanma davasının açılması konusunda geçerli olan tüm kurallar aynı şekilde içinde geçerlidir.

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır

Anlaşmalı boşanma davası nasıl açılır konusunda ayrıca bir kural bulunmamaktadır. Genel olarak boşanma davalarında geçeli olan kurallar anlaşmalı boşanma davası içinde geçerlidir. Ancak boşanma davalarında görevli mahkeme ve yetkili mahkemenin tespit edilmesi gerekmektedir.

Anlaşmalı Boşanmada Görevli Mahkeme

Anlaşmalı boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemeleridir. Aile mahkemesi daha çok özel mahkeme olarak kabul edildiğinden her adliye bünyesinde aile mahkemesi bulunmamaktadır. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise  görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

Anlaşmalı Boşanmada Yetkili Mahkeme

Yetkili mahkeme konusunda genel boşanma davalarında geçerli olan kurallar anlaşmalı bir şekilde açılacak olan boşanma davalarında da geçerlidir. Kural olarak boşanma davaları eşlerden herhangi birisinin ikamet ettiği yer mahkemesinde açılabileceği gibi her iki eşin en az altı ay süre ile birlikte ikamet etmiş oldukları yer mahkemesinde de açılabilmektedir. Boşanma davası açılacağı sırada eşlerin yetkili olan mahkemeler haricinde başkaca bir şehirde bulunması halinde bulunduğu yer mahkemelerinden; Yetkili mahkemelere gönderilmek üzere boşanma davası açılabilir.

ANLAŞMALI BOŞANMADA VELAYET

Anlaşmalı boşanmada diğer konularda olduğu gibi çocuğun velayeti konusunda da bir anlaşma sağlanması gerekmektedir. Taraflar çocuğun velayetinin annede veya babada kalması yönünde anlaşmaları mümkündür. Ayrıca ortak velayet konusunda da anlaşma sağlamaları gerekmektedir. Ancak ortak velayet henüz yasalarımızda tam olarak benimsenmemiştir. Bu nedenle mahkeme hâkiminin bu konuda takdir yetkisi önemli bir yere sahiptir.

Anlaşmalı Boşanma davası hakkında yukarıda vermiş olduğumuz bilgilerden de anlaşılacağı üzere; Anlaşmalı boşanma davaları da bünyesinde birçok hukuki işlem içeren davalardır. Bundan dolayı anlaşmalı boşanma davalarınında konusunda uzman bir boşanma avukatından destek alınmalı oldukça önemlidir. Sakarya boşanma avukatı olarak konusunda uzman kadromuzdan destek almanız mümkündür.

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu ve Cezası

Uyuşturucu madde ticareti suçu ve cezası, uygulamada cezası ve şartları merak edilen suçlardandır. Türk Ceza Kanunu md.188’de düzenlenmiştir. Söz konusu suçun konusu; kokain, eroin, morfin, bazmorfin ya da bonzai ve sair uyuşturucu maddeler ise suçun nitelikli hali işlenmiş olur ve daha ağır cezai yaptırım uygulanır. Bunun haricindeki tüm uyuşturucu maddelerin ticareti suçu ise suçun temel şekliyle cezalandırılır. Uygulamada, uyuşturucu kaçakçılığı suçu olarak da bilinen uyuşturucu madde ticareti suçu, neticesi itibariyle oldukça ağır cezai yaptırımlar gerektiren suç tipidir. Bu nedenle deneyimli ve uzman bir ceza avukatından hukuki destek almak oldukça önemlidir.

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçunun Cezası

Uyuşturucu madde ticareti suçu, seçimlik hareketle işlenebilen bir suç olup uyuşturucu madde alma, satma, temin etme, nakletme ve sair eylemlerle işlenir. Uyuşturucu madde ticareti suçu cezası ise şu şekildedir:

  • Uyuşturucu maddeleri ruhsat olmaksızın ya da ruhsata aykırı biçimde imal, ithal veyahut ihraç eden kişi 20 seneden 30 seneye kadar hapis cezası ve yirmi bin güne kadar adli para cezasına çarptırılır.
  • Uyuşturucu maddeleri ruhsata aykırı biçimde veya ruhsatsız bir şekilde ülke içinde satan, başkalarına veren, satışa arz eden, nakleden, satın alan, depolayan, kabul eden, bulunduran kişi 10 seneden az olmamak kaydı ile hapis cezasına ve yirmi bin güne kadar adli para cezasına çarptırılır.
  • Yukarıda ifade edilen hallerde, uyuşturucu maddelerin eroin, sentetik kannabinoid, morfin, kokain ve türevleri olması halinde ceza yarı oranda artırılarak uygulanır.
  • Uyuşturucu madde satma, satışa arz etme, temin etme, sevk etme, nakil etme, satın alma, depolama, bulundurma eylemleri şayet; okul, yurt, kışla, hastane ya da ibadethane gibi eğitim, sosyal, askeri ve tedavi amacıyla toplu bulunulan tesislerde işenirse suçun cezası 15 seneden az olmamak şartı ile süreli hapis ve 30 bin güne kadar adli para cezası uygulanır.
  • Uyuşturucu suçlarının üç ya da daha çok kişi ile beraber işlenirse verilecek ceza yarı oranda artırılır. Suç işleme amacıyla kurula bir örgüt faaliyetinde işlenirse ceza, bir kat artırılarak cezalandırılır.

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu ve Cezası

Uyuşturucu madde kullanma suçu Türk Ceza Kanunu’nun 191. Maddesinde düzenleme alanı bulmuştur. Uyuşturucu maddenin, şahsi kullanım gayesiyle satın alan, uyuşturucu maddeyi kabul eden, kullanma maksadıyla elinde bulunduran ya da herhangi bir biçimde uyuşturucu madde kullanan kişi TCK 191’de düzenlenen uyuşturucu madde kullanma suçunu işlemiş kabul edilir. Bu suç iki farklı biçimde işlenebilir. Uyuşturucu madde kullanma ve uyuşturucu madde kullanma gayesi ile uyuşturucu bulundurma, satın alma veyahut kabul etme şeklinde işlenir.

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu Nasıl İşlenir?

Uyuşturucu veyahut uyarıcı madde kullanma suçu; bir kişinin, uyuşturucu yahut uyarıcı maddeyi, damarına şırınga ederek, ağır ya da burundan alarak veya vücuda herhangi bir şekilde alınarak işlenir. Uyuşturucu maddenin, kişisel ihtiyaçtan fazla oranda bulundurulması, uyuşturucu madde ticareti suçunu meydana getirir.

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçunun Cezası

Uyuşturucu maddeyi kullanmak amacıyla satın alan, kabul eden yahut bulunduran kişi 2 yıldan 5 yıla kadar süreli hapis cezasına çarptırılır. Söz konusu suç; okul, yurt, hastane, kışla ya da ibadethane gibi mekanlarda işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranda artırılarak uygulanır.

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçunda HAGB ve Adli Para Cezası

İşlenen bir suça mukabil, süreli hapis cezası ile beraber ya da tek başına uygulanabilen bir yaptırım türü olan adli para cezası, uyuşturucu madde kullanma suçu için uygulanabilir değildir. HAGB ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması olup, sanığa verilen cezanın belirli bir denetim süresi zarfında netice doğurmaması, denetim süresi içinde belirli şartların karşılanması halinde ceza kararının herhangi bir netice doğurmayacak biçimde ortadan kaldırılmasına neden olur. Uyuşturucu madde kullanma suçunda gereken şartların mevcut olmasıyla birlikte HAGB kararı verilebilir. Erteleme ise, mahkemece öngörülen cezanın ceza infaz kurumunda infaz edilmesinden koşullu şekilde vazgeçilmesi olup uyuşturucu madde kullanma suçunda erteleme mümkündür.

Uyuşturucu madde kullanma suçu, neticesi itibariyle oldukça ağır cezai müeyyideler gerektiren, bu nedenle hafife alınmaması gereken bir suçtur. Suça ilişkin yargılamada arzu edilen müspet neticenin elde edilmesi adına deneyimli bir avukat ile birlikte hareket edilmesi isabetli olacaktır.

KHK ile İhraç Halinde Göreve Geri Dönme

15 Temmuz darbe girişimi neticesinde OHAL ilan edilerek kanun hükmünde kararnameler yayınlanmıştır. Yayınlanan KHK’lar ile birçok memur, görevinden ihraç edilmiştir. Söz konusu KHK’ların normal KHKlardan farklı olmasının sebebi bu KHK’ların OHAL KHK’sı olmasıdır. Anayasa’nın 120 ve 121. maddesinde dayanılarak çıkarılan KHK’ler ile kamu görevinden ihraçlar yaşanmış ve bu ihraçlar iki yöntemle gerçekleştirilmiştir. Bunlar;

  • KHK EK’li listeyle ihraç,
  • KHK’lara dayanarak ve fakat kurum kararı ile ihraç.

KHK’lara dayanarak ve fakat kurum kararı ile ihraç halinde idari yargı yolu açıktır. Bu noktada, İdari Yargılama Usulü Kanunu madde 3 – 12 üzere ifade edilen usul kuralları gereği, görevden alma kararını veren kurum veya bakanlığa karşı dava açılabilir. Bu dava, kamu görevlisinin son görev yerindeki İdare Mahkemesinde açılmalıdır. Yani bu gruptaki kişilerin yargı yoluna müracaat hakkı bulunur. Söz konusu kişiler, iç hukukta düzenlenen olağan kanun yollarını tüketmek suretiyle Anayasa Mahkemesi’ne ve akabinde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkeme’sine başvurabilir. Bu kişilerin, kendilerini ihraç eden kurumun ya da yargının kararıyla birlikte bir yeni kanuna ya da KHK’ya gereksinim duymaksızın görevlerine dönebilmesi mümkündür. Mahkeme kararı ile haksız ihraç edildiğini ispat edenler, geçmiş tüm özlük hakları ve geleceğe dair haklarını kazanarak mesleğine tekrar dönebilir.

Hukuki anlamda tartışma ve kargaşa bulunan durum ise KHK EK’li liste ile ihraç edilenlerin durumudur. Bu noktada tartışmanın temel sebebi, KHK ile gerçekleştirilen işlemin hukuki niteliğine dairdir. Bu hususa ilişkin geçmişte bir emsal bulunmaması nedeniyle nasıl ilerleneceği belirsiz bir şekilde seyretmektedir. Şüphesiz, zamanla netlik kazanacak ve hukuki sürecin ne şekilde ilerleyeceği belirlenecektir. Fakat bu süreçte hak ve menfaat kaybı yaşamamak adına deneyimli ve uzman bir avukat ile iletişim sağlamak ve sürece ilişkin bilgi alarak işlemleri başlatmak önemlidir. Bilhassa, AİHM’e müracaatların kabul edilebilmesi açısından usuli işlemlerin özenle tamamlanması ve hatalı işlemlerden kaçınmak adına avukat yardımı alınması mühimdir. Sürecin bir an evvel avukat nezaretinde başlatılması ve takip edilmesi, hak kaybının telafisi mümkün olmayan boyuta ulaşmasına mani olacaktır.

Kamulaştırma Sonucunda Tazminat

İdarelerin, kişilere ait özel mülkiyetlerde var olan taşınmazları, kamusal gereksinimlerin mecbur kıldığı ölçüde, farklı hukuki işlemlere konu etme hakkı bulunur. Söz gelimi; İmar Kanunu’nun 18. Maddesinde ifade edilen uygulama, özel mülkiyette var olan taşınmazlara, hukuki yollar ile gerçekleştirilen müdahale şekillerinden birisidir. İdare bu işlemi ile, kamu yararı maksadıyla mülkiyet hakkının kullanımına ilişkin bir sınırlama getirmektedir. İdare, kişilere ait özel mülkiyetlerdeki taşınmazlara hukuki olmayan yollar ile müdahale ederse, kamulaştırmasız el atma gündeme gelir. Bu tür bir durumda kamulaştırma sonucu tazminat söz konusu olur.

İdare, gerçekleştireceği işlemleri hukuka uygunluk ilkesine bağlı kalarak gerçekleştirmekle yükümlüdür. Ancak kamulaştırmasız el atma halinde hukuka uygunluk değil hukuk dışı yollar mevcuttur. Kişi, idarenin bu tür bir müdahalesi söz konusu olduğunda yani kamulaştırmasız el atma halinde tazminat talepli dava açarak zararının tazmin edilmesini isteyebilir.

Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Tazminat Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat talebi uygulamada sıkça görülen durumlar arasında yer alır. Yukarıda izah edildiği üzere idarenin kamulaştırmasız el atma işlemi halinde tazminat davası açmak için mahkemeye müracaat etmek ve zararın tazmin edilmesini talep etmek gerekir. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasına bakmakla görevli mahkeme İdare Mahkemesidir. Söz konusu davada yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Tazminat Davası Öncesinde İdareye Başvuru Şart Mıdır?

Hukuki el atma sebebiyle tazminat davası açarak mevcut zararının yargı eli ile giderilmesini talep eden kişilerin öncelikle idareye başvurması gibi bir mecburiyeti yoktur. Zira bu tür bir davada, dava açmadan önce idareye başvuru ve uzlaşma görüşmesi şartı bulunmaz. Kişi, idareye başvurmadan ve herhangi bir uzlaşma görüşmesi gerçekleştirmeden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açma hakkına sahiptir. İdare Hukuku’nun oldukça geniş ve kapsamlı bir hukuk dalı olması sebebiyle bu tür davalarda hatalı veya ihmali işlemler sebebiyle hak kaybı yaşamamak adına liyakat sahibi bir İdare Avukatı ile iletişim sağlayarak süreç hakkında bilgi almasında yarar vardır.

FETÖ Terör Örgütü Üyesi Sayılma Şartları Nedir?

FETÖ terör örgütü, bir diğer adıyla Paralel Devlet Yapılanması suçu ve suçun şartları izah edilmeden önce örgüt üyeliğinin tamını izah edilmelidir. Bir kişi; örgüt gayesini benimsemiş, örgütün hiyerarşisine dahil olmuş ve bu hiyerarşi nedeniyle kendisine verilen görevleri ifa etmeye hazır olarak iradesini örgüt iradesine bırakmış ise örgüt üyesi olarak değerlendirilir. Bir diğer ifade ile örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlılık göstermeyi ve örgüt içi hiyerarşide gücün emrine girmeyi kapsar. Örgüt üyesinin, ilgili örgütle organik bir bağ kurarak örgüt faaliyetlerine katılım sağlaması gerekir.

Silahlı örgüt üyeliği suçunun meydana gelebilmesi için örgütle organik bağ bulunması ve kural gereği çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gerektiren faaliyetler ve eylemlerde bulunulması gerekir. Yani, örgüte karşı sempati beslemek, örgütün amacını, değerlerini veya ideolojisini benimsemek örgüt üyesi olarak değerlendirilmek için kafi değildir. Örgüt üyesi, örgüte katılım sağlarken hür iradesi ile isteyerek katılan, katılım sağladığı örgütün yapısını ve gayesini bilen ve bunun bir parçası olmayı arzu eden kişidir.

PDY Terör Örgütü Üyeliği Cezası

FETÖ terör örgütüne üye olma suçu, silahlı terör örgütüne üye olma suçunun cezasını gerektirir. Silahlı terör örgütüne üye olma suçu ise Türk Ceza Kanunu md.314’te düzenlenmiştir. Silahlı örgüt üyesi kişinin 5 yıldan 10 yıla kadar süreli hapis cezası ile cezalandırılması gerekir. Fakat örgüt silahlı terör örgütü ise bu noktada Terörle Mücadele Kanunu md.5 gündeme gelir. Buna göre, verilecek cezanın yarı oranda arıtılması gerekir. Yani silahlı terör örgütü üyeliği suçunun cezası 7,5 yıl ile 15 yıl arasında süreli hapis cezasıdır.

Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Suçu Hangi Mahkemede Görülür?

Türk Ceza Kanununa, silahlı terör örgüt üyeliği suçuna ilişkin yargılamalarda Asliye Ceza Mahkemesini görevli kılmıştır. Fakat örgütün işlediği suçlar nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi’nin de görevli olması mümkündür. Şayet örgüt, ağır ceza mahkemesinde yargılanması gereken suçları işlerse bu takdirde görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır. FETÖ terör örgütünün gerçekleştirdiği eylemler ağır ceza yargılamasına tabi suçları meydana getirdiği için FETÖ silahlı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen eylemler Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacaktır.

Boşanma Davalarında Tazminat

Türk Medeni Kanunu, evlilik birliğinin hangi sebeplerle sona ereceğini ve evliliğin sona ermesiyle birlikte doğacak ekonomik sonuçları düzenlemiştir. Evlilik birliği, tarafların resmen başvurusu üzerine yasada aranan şartların mevcudiyeti ile gerçekleşebileceği gibi boşanma da kanun tarafından belirlenen yasal sürece uygun bir şekilde gerçekleşecektir. Boşanmada diğer eşe nazaran daha az kusuru bulunan eşin maddi ve manevi olarak maruz kardığı zararı karşı taraftan tazmin etmesini talep etme hakkı mevcuttur. Boşanma ile sonuçlanan evlilik birliğinde, karşı tarafa kıyasla daha az kusuru bulunan taraf ya da boşanma sebebiyle beklediği yarar ve menfaatlerden mahrum kalan taraf uygun bir miktarda maddi tazminat talep edebilir.

Boşanmada maddi tazminat ile birlikte manevi tazminat talebi de mümkündür. Buna göre, kusursuz ya da daha az kusurlu olan eş; boşanmaya neden olan olay ve durumlar sebebiyle kişilik haklarının saldırıya uğraması durumunda, kendisine göre daha fazla kusuru bulundan diğer eşten uygun bir miktarda manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir. Buradan da anlaşılacağı üzere kanun koyucu, maddi ve manevi tazminat talebi için tarafların kusursuz olmasını değil, karşı tarafa kıyasla daha az kusurlu olmasını esas almaktadır.

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat Nasıl Talep Edilir?

Boşanmada maddi ve manevi tazminat hususu boşanma davasının ferilerinden birisidir. Tazminat, boşanma davalı ile beraber talep edilebileceği gibi davanın kesinleşmesinden sonra da talep edilebilir. Fakat, boşanma davasının kesinleşmesiyle birlikte tazminat talebinde bulunulacaksa yasal süre şartına uyulmalıdır. Bu süre ise; davanın kesinleştiği andan itibaren 1 yıllık süredir. 1 yıllık süre içinde bir başka dava açarak tazminat talebinde bulunulmalıdır.

Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat ve Hukuki Danışmanlık

Maddi ve manevi tazminat, gerek boşanma davasında gerekse davanın kesinleşmesiyle birlikte 1 yıl içerisinde dava açarak talep edilir. Taraflar, maddi ve manevi tazminatı bizzat talep edebileceği gibi kendilerini temsil eden avukatları aracılığıyla da talep edebilirler. Ancak bu noktada alanında uzman ve deneyimli bir boşanma avukatı ile birlikte hareket etmek, avukatın hukuki bilgi ve birikiminden istifade etmek suretiyle hak ve menfaat kaybı yaşamanın önüne geçmek çok daha isabetli olacaktır.

Boşanma Davalarında Nafaka

Nafaka, mahkeme kararı ile hükmedilen yasal bir yükümlülük olup nafaka ödemekle yükümlü tarafın nafaka alacaklısına ödemekle zorunlu olduğu aylık olarak ifade edilebilir. Türk Medeni Kanunu birden fazla nafaka türü düzenlemiştir. Boşanma davasında nafaka başlığı altında ifade edilebilecek üç yasal nafaka türü mevcuttur. Söz konusu nafaka türler şu şekildedir:

  1. Tedbir Nafakası: Boşanma davasına devam edilirken hakim tarafından alınması gereken geçici tedbirler bulunur. Tedbir nafakası da bu tedbirlerden biridir. Hakim, dava sürecinde, çocuğa ilişkin velayeti taraflardan birine geçici surette bırakabilir. Velayet hakkının bırakıldığı eş lehine tedbir nafakası ödenmesine karar verebilir.
  • Yoksulluk Nafakası: Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen ve daha az kusurlu olan taraf lehine ödenen nafaka türüdür.
  • İştirak Nafakası: Eşlerin müşterek çocuklarına ilişkin eğitim, sağlık, bakım ve sair giderlerin karşılanması adına ödenen nafakadır.

Boşanma Davasında Nafakayı Kim Talep Edebilir?

Boşanma davasında nafaka talebi ile ilgili kişiler arasında yaygın bilinen bir yanlış vardır ki bu yanlış; nafakanın yalnızca kadın lehine hükmedilebileceği ve sadece erkekler tarafından ödemekle yükümlü kılınan bir geçimlik olduğu yanlışıdır. Nafaka, gerekli şartların mevcudiyeti halinde her iki taraf için de talep edilebilir bir haktır. Nafaka, oldukça kapsamlı ve teknik bir konudur. Bu itibarla, nafaka sürecinin doğru bir şekilde yönetilebilmesi için hukuki bilgi ve birikime gereksinim duyulur. Emsal davalarla deneyim kazanmış uzman bir boşanma avukatı ile iletişim kurmak ve sürecin en sağlıklı şekilde idame edilmesini sağlamak son derece yararlı olacaktır. Aksi takdirde hatalı veya ihmali işlemler nedeniyle hak kaybı yaşanması muhtemeldir.

Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenir?

Nafaka miktarı hakim tarafından hakkaniyet ilkesi kapsamında takdir edilir. Zira nafakanın miktarına ilişkin kanun koyucu net bir sınır çizmemiştir. Hakim, eşlerin ekonomik durumları başta olmak üzere birçok hususu göz önüne alarak nafaka miktarını tespit edecektir. Nafaka yükümlüsünün yanı sıra nafaka alacaklısının ihtiyaçları ve şartları da değerlendirilir. Müşterek çocuk için ödenecek nafaka miktarı ise; söz konusu çocuğun okulu, aylık gider, gereksinimleri ve sair durumları gözetilerek belirlenir.

Anlaşmalı Boşanma Protokolü

Anlaşmalı boşanma protokolü, tarafların boşanma iradelerinde ve boşanmanın ferilerinde mutabık kaldığını ifade eden beldedir. Anlaşmalı boşanma protokolü yalnızca anlaşmalı boşanma davasında söz konusudur. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen; anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki tür boşanma mevcuttur. Taraflar, boşanma iradesinde ve boşanmanın tüm hukuki – ekonomik sonuçlarında anlaşır ve bir protokol ile mahkemeye başvurursa, anlaşmalı boşanma davası ile genellikle tek celsede boşanabilirler.

Anlaşmalı Boşanma Davası Şartları Nelerdir?

Anlaşmalı boşanma davası için TMK gereği ifade edilen şartların mevcut olması gerekir. Taraflarca hazırlanan anlaşmalı boşanma protokolüne dayanarak boşanma kararı verilebilmesi için yasada düzenlenen koşulların varlığı aranır. Bu koşullar şu şekilde sıralanabilir:

  • Evlilik birliği en az bir yıl sürmüş olmalıdır,
  • Eşler, boşanma talebi ile görevli ve yetkili mahkemeye birlikte başvurmalı ya da bir eş tarafından açılan boşanma davası diğer eş tarafından kabul edilmelidir,
  • Taraflar, hakim önünde bizzat bulunarak boşanma iradelerinde ve protokolde düzenlenen hususlarda mutabık kaldıklarını sözle ikrar etmelidir,
  • Boşanmanın mali sonuçlarını ve müşterek çocuğa ilişkin durumları düzenleyen protokol, hakim tarafından uygun bulunmalıdır.

Anlaşmalı Boşanma Davasında Nafaka

Anlaşmalı boşanmada nafaka hususu, uygulamada sıkça merak edilen konular arasında yer alır. Taraflar, boşanma davası ile resmen boşandıklarında sadece aralarındaki ilişki sona erer. Tarafların çocuklar ile ilişkisi ve çocuklarına karşı yükümlülükleri sona ermez. Bu bakımda, çocuğa ait velayet hakkının verildiği eşin sorumlulukları kadar hakkın verilmediği eş de sorumludur. Anlaşmalı boşanma protokolünde çocuk için iştirak nafakası muhakkak düzenlenmelidir.

Protokolde iştirak nafakası, diğer hususlarda olduğu gibi oldukça açık, net ve muğlak ifadelerden uzak bir biçimde düzenlenmelidir. Çocuk için iştirak nafakasının hangi eş tarafından ödeneceği, ne zaman ve hangi aralıklarla ödeneceği ve nasıl ödeneceği gibi konular etraflıca izah edilmelidir.

Boşanma ile birlikte taraflar yoksulluk nafakasında dair bir talepte bulunabilir. Yoksulluk nafakasına ilişkin talebin mevcut olması halinde bu durum, tıpkı iştirak nafakasında olduğu gibi protokolde net ve açık bir şekilde ele alınmalıdır. Protokol hazırlanırken hak ve menfaat kaybı yaşamamak adına deneyimli bir boşanma avukatı ile birlikte hareket etmek oldukça isabetli olacaktır.

Yukarı kaydır